Uyarı Haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyarı Haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Temmuz 2012 Salı
Et beni şeker hastalığının habercisi
Ciltte çok yaygın lezyonlardan olan ve genellikle sayıları 1 ile 40 arasında değişen et benleri (skin tag), obeziteden bağımsız şeker hastalığı riskini artıran etkenler arasında gösteriliyor.
Uzmanlar vücutta ikiden fazla görülen et beninin insüline duyarlılığı azalttığı, şeker hastalığı riskini de arttırdığı yönünde uyarıyor.
Dicle Üniversitesi (DÜ) Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alparslan Kemal Tuzcu'nun, ''Vücudunda et beni bulunanlarda şeker hastalığı riski yaklaşık 3 kat artıyor'' dedi.
8 Temmuz 2012 Pazar
Çok yanlış biliyor olabilirsiniz
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fırat Bektaş, yılan ısırması veya böcek sokması gibi vakalarda yara bölgesinin kesilerek kanatılması veya yaranın üst kısmından turnike yapılmasının yanlış olduğunu bildirdi.
Doç. Dr. Fırat Bektaş,
açıklamada, yaz aylarıyla vatandaşların daha çok doğa yürüyüşlerine çıktıklarını ve piknik yaptıklarını, bu tip yerlerde ise böcek sokması ve yılan ısırıkları ile daha çok karşılaşıldığını ifade etti.
Bu tip durumların bazen ölümcül sonuçlar doğurabildiğine işaret eden Fırat Bektaş, böcek sokması veya yılan ısırıklarına yapılacak yanlış müdahalelerin riskli durumlar yaratabileceğini söyledi. Karşılaşılan durumlarda çoğunlukla ısırılan bölümün kesilerek kanının akıtılması, ısırık bölgesinin üzerinden turnike yapılması gibi bazı yöntemler uygulandığına işaret eden Doç. Dr. Bektaş, bu tip uygulamaların yanlışlığına işaret etti.
Bektaş, şöyle konuştu:
“Yılan ısırığı veya böcek sokmalarının ardından o bölgenin kesilip kanının akıtılması kesilikle doğru değil. Bu, yaranın büyümesine, enfeksiyon oluşmasına neden oluyor. Isırık bölgesini emme de zarar verebiliyor. Hem kan yoluyla bulaşan hastalıklar var hem de ağzın içindeki florayı yaraya enjekte etmiş oluyorsunuz. Bu tip durumlarda önce ısırık bölgesi temiz bir havlu parçası veya gazlı bezle kapatılıp, elastik bir bandajla sarılmalı. Bu yöntemle zehrin dolaşıma geçmesi engellenmeli. Bu sırada ısırık bölgesinin üst kısmına turnike uygulaması da yanlış. Çünkü turnike, uzvun dolaşımını bozar. Örneğin yılan zehri dolaşımı ciddi şekilde etkiler. Uzvu şişirir. Uzuv şiştiği zaman damarsal yapılar da baskıya uğrar. Eğer siz buna bir de turnike eklerseniz, o zaman kangrene kadar giden sorunlarla karşılaşırsınız.”
UZUV HAREKETSİZ BIRAKILMALI
Doç. Dr. Fırat Bektaş, ısırık ve sokmalarda yapılması gereken ilk işin uzvu hareketsiz bırakmak olduğunu bildirdi. Hareketin dolaşımı hızlandıracağını ve zehrin vücuda yayılmasını kolaylaştıracağını anlatan Bektaş, çevresine sert bir cisim sarılarak uzvun hareketsiz hale getirilmesinin de yararlı olacağını dile getirdi.
Isırık bölgesinin kalp seviyesinin üzerinde tutulmasının önemine değinen Doç. Dr. Bektaş, bu yöntemle zehrin kan dolaşıma katılmasının mümkün olduğunca geciktirildiğini, ağrının azaldığını, ayrıca uzvun şişmesinin de önlendiğini anlattı. Bektaş, el ya da kolda meydana gelen ısırık halinde kolun havaya kaldırılması, ayak veya bacakta meydana gelecek ısırıklarda da hastanın yatırılarak ayaklarının yüksekte tutulması gerektiğini bildirdi.
Isırık bölgesinin kalp seviyesinin üzerinde tutulmasının önemine değinen Doç. Dr. Bektaş, bu yöntemle zehrin kan dolaşıma katılmasının mümkün olduğunca geciktirildiğini, ağrının azaldığını, ayrıca uzvun şişmesinin de önlendiğini anlattı. Bektaş, el ya da kolda meydana gelen ısırık halinde kolun havaya kaldırılması, ayak veya bacakta meydana gelecek ısırıklarda da hastanın yatırılarak ayaklarının yüksekte tutulması gerektiğini bildirdi.
Bektaş, hastanın en kısa sürede hastaneye ulaştırılmasının önemli olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Bazı ısırık türlerinde ani ortaya çıkan alerjik reaksiyon tipleri de oluşabilir. Örneğin solunum güçlüğü yaşanır, dudak ve dilde şişlik meydana gelir. Soluk yolundaki şişlikler, hastanın soluk alıp vermesini engeller. Zaten en korktuğumuz şey de budur. Bu tip durumlarda hasta göz göre göre ölür. Hastanın yakınındaki vatandaşlar kalp masajı yapmayı biliyorlarsa sadece bunu yapabilirler. Bunun dışında hemen 112 acil servisin aranıp yardım istenmesi gerekir. Bu durumlarda ancak profesyonel yardım yapılabilir. Solunumun durmasının yanı sıra tansiyon düşmesine bağlı kalp krizi de yaşanabilir.”
KENEDE TETANOZ RİSKİ
Doç. Dr. Fırat Bektaş, yaz aylarıyla kene ısırması vakalarında da artış yaşandığına değindi. Kene ısırığının Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olduğuna dikkati çeken Bektaş, her kenenin KKKA'ya neden olmayacağının da altını çizdi.
Kene tarafından ısırılan kişinin, keneyi vücudundan çıkarmadan sağlık kuruluşlarına başvurmasının önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Bektaş, kenenin uzman kişiler tarafından vücuttan çıkarılmasının ardından hastanın takibe alındığını anlattı. Geçmişte olduğu gibi artık keneleri İl Sağlık Müdürlüklerine göndermediklerine dikkati çeken Bektaş, sadece hastayı takip ettiklerini, ateş, döküntü veya kanama gibi bulguların bir hafta ya da 10 gün içinde ortaya çıkması halinde müdahale ettiklerini bildirdi.
Fırat Bektaş, kenenin sadece KKKA değil, aynı zamanda tetanoz açısından da risk taşıdığını belirterek, şöyle konuştu:
“Kene gibi diğer ısırıklarda karşılaşılabilecek en önemli bir bulgu da tetanozdur. Hastalar basit bir ısırığın ardından tetanoz sonucu ölebilirler. Bu kişiler hastaneye geldiklerinde tetanoz aşısı konusunda sorgulanırlar. Çünkü tetanoz mikrobu oksijensiz ortamda yaşar. Yani tetanoz olmak için paslı çivi gerekmez. Tetanoz mikrobu toprakta yaygın şekilde bulunur. Kene gibi böcekler toprakta yaşadıkları için bu mikrobu taşıyabilirler. Vatandaşlar tetanoz aşısı olsalar da bazı durumlarda aşının koruyuculuğu 10 yıl sonra azalabilir. Bu nedenle bize başvuran hastalarda diğer konuları incelediğimiz gibi, tetanoz aşısını da mutlaka inceleriz.”
7 Temmuz 2012 Cumartesi
CEP TELEFONU CEBİNDE BÖYLE YANDI
Finlandiya'da bir güvenlik kamerasının yakaladığı görüntü görenleri şoke etti. CNET'te yer alan habere göre, 17 yaşındaki Finli bir gencin telefonu cebinde bir anda dumanlar çıkartarak yandı. Cebinden çıkarttığı telefonu bir anda yere atan genç, ne olduğunu anlamaya çalırken, aractaki diğer kişi onun yardımına geldi. Olay, aracı park etmesinin hemen ardından meydana geldi.
Adet dönemine dair efsaneler ve gerçekler
Adet dönemi ile ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan pek çok hatalı ve yanlış varsayım var. Adet döneminde spor yapılır mı, denize girilir mi, tampon kanamayı engeller mi gibi görüşler kafa karıştırıyor.
Adet dönemindeyken her tür spor yapılabilir. Adet döneminde yapılan fiziksel egzersizler ağrıyı dindirebiliyor; hatta bazen egzersiz rahmin ağrılı kasılmalarını bile rahatlatıyor. Bu nedenle adet döneminde spor yapmak sakıncalı değildir.
Adet dönemlerinde denize girmenin sakıncalı olduğuna dair yaygın inancın tıbbi bir temeli bulunmamaktadır. Adetliyken denize girmek mümkündür. Yüzerek adetten “kesilmezsiniz”, “kanınız pıhtılaşmaz” ya da karnınız ağrımaz. Ayrıca, bu dönemde tampon kullanarak mayonuzun lekelenmesini engelleyebilirsiniz.
Tampon kullanımındaki en büyük korku, tamponun adet kanamasını engellemesi ihtimalidir. Ancak, bu korku yersizdir çünkü tamponlar sünger gibidir ve sıvıyı emer. Tampon dolduğunda, sıvı tamponu geçerek vajinadan dışarı akar. Doğru yerleştirilmiş tampon kanamayı engellemediği gibi sızıntıya da olanak vermez.
İlk adet kanamasında bile tampon kullanabilirsiniz. Vajina deliğini kaplayan doğal deri tabakası olan kızlık zarında kanamanın başlamasıyla birlikte doğal bir delik açılır ve sıvı bu delikten dışarı çıkar. İlk adet döneminde, kızlık zarı yumuşak ve kolay esneyebilir olduğundan, ona zarar vermeden, hafif kanamalı günler için tasarlanmış mini veya normal boy tampon kullanabilirsiniz. Bakire iseniz, ilk tamponunuzu kullanmadan jinekoloğunuza danışmanız, tamponu nasıl kullanacağınız konusunda ondan da bilgi almanız faydalı olacaktır.
Adet dönemi ağrıları, psikolojik degil; tamamen fizyolojiktir. Rahmin kasılmasına neden olan biyokimyasal maddeler ağrıya neden olur. Bunların salınımını önleyen ağrı kesiciler, adet ağrısı için çok etkilidir. Bunların yanı sıra, doktor kontrolünde kullanıldığında doğum kontrol hapları da, adet ağrısının önlenmesinde çok yararlı ilaçlardır. Adet sancılarının bir kısmı çok sık görülen jinekolojik bir rahatsızlık olan endometriozise (çikolata kisti) bağlıdır. Bu durumda, endometriozise yönelik bir tedavi yapmak gerekir.
Bir kısım kadında gebelikte ve emzirme sırasında değişen hormon profili nedeniyle, adet sancıları gebelikten hemen sonraki dönemde azalma gösterebilir. Gebelik ve çocuk sayısı arttıkça, adet sancılarının azalma olasılığı artar. Ancak, endometriozise (çikolata kisti) bağlı adet ağrıları olan hanımlarda, bir süre sonra adet ağrıları yine eski düzeyine çıkabilir. Bu durumda, endometriozis hastalığının tanısı için laparoskopik muayeneye ihtiyaç duyulabilir.
Genel olarak yumurtlama zamanı, adetin birinci gününden itibaren 10-18 gün sonradır. Ancak, ender de olsa, daha erken yumurtlamalar olabilmektedir. Bu nedenle, henüz adet kanaması tam bitmemiş olsa da, cinsel ilişki gebelikle sonuçlanabilir. Örneğin, 8. gündeki bir ilişki, sperm 2 gün yaşayabildiğinden 10. gün olan bir yumurtlamada gebelik yaratabilir. Bu nedenle, etkin doğum kontrol metodlarının yerini takvim metodu alamaz.
Kadın sağlığı ve hastalıkları uzmanı Op. Dr. İbrahim Sözen adet dönemi ile ilgili en çok merak edilen konular hakkında bilgi veriyor.
Adet döneminde spor yapılır mı?
Adet dönemindeyken her tür spor yapılabilir. Adet döneminde yapılan fiziksel egzersizler ağrıyı dindirebiliyor; hatta bazen egzersiz rahmin ağrılı kasılmalarını bile rahatlatıyor. Bu nedenle adet döneminde spor yapmak sakıncalı değildir.
Adet döneminde yüzülür mü?
Adet dönemlerinde denize girmenin sakıncalı olduğuna dair yaygın inancın tıbbi bir temeli bulunmamaktadır. Adetliyken denize girmek mümkündür. Yüzerek adetten “kesilmezsiniz”, “kanınız pıhtılaşmaz” ya da karnınız ağrımaz. Ayrıca, bu dönemde tampon kullanarak mayonuzun lekelenmesini engelleyebilirsiniz.
Tamponlar adet kanamasını engeller mi?
Tampon kullanımındaki en büyük korku, tamponun adet kanamasını engellemesi ihtimalidir. Ancak, bu korku yersizdir çünkü tamponlar sünger gibidir ve sıvıyı emer. Tampon dolduğunda, sıvı tamponu geçerek vajinadan dışarı akar. Doğru yerleştirilmiş tampon kanamayı engellemediği gibi sızıntıya da olanak vermez.
Genç kızlar, bakireler tampon kullanabilir mi?
İlk adet kanamasında bile tampon kullanabilirsiniz. Vajina deliğini kaplayan doğal deri tabakası olan kızlık zarında kanamanın başlamasıyla birlikte doğal bir delik açılır ve sıvı bu delikten dışarı çıkar. İlk adet döneminde, kızlık zarı yumuşak ve kolay esneyebilir olduğundan, ona zarar vermeden, hafif kanamalı günler için tasarlanmış mini veya normal boy tampon kullanabilirsiniz. Bakire iseniz, ilk tamponunuzu kullanmadan jinekoloğunuza danışmanız, tamponu nasıl kullanacağınız konusunda ondan da bilgi almanız faydalı olacaktır.
Adet dönemi ağrıları psikolojik midir?
Adet dönemi ağrıları, psikolojik degil; tamamen fizyolojiktir. Rahmin kasılmasına neden olan biyokimyasal maddeler ağrıya neden olur. Bunların salınımını önleyen ağrı kesiciler, adet ağrısı için çok etkilidir. Bunların yanı sıra, doktor kontrolünde kullanıldığında doğum kontrol hapları da, adet ağrısının önlenmesinde çok yararlı ilaçlardır. Adet sancılarının bir kısmı çok sık görülen jinekolojik bir rahatsızlık olan endometriozise (çikolata kisti) bağlıdır. Bu durumda, endometriozise yönelik bir tedavi yapmak gerekir.
Adet sancıları doğum yaptıktan sonra geçer mi?
Bir kısım kadında gebelikte ve emzirme sırasında değişen hormon profili nedeniyle, adet sancıları gebelikten hemen sonraki dönemde azalma gösterebilir. Gebelik ve çocuk sayısı arttıkça, adet sancılarının azalma olasılığı artar. Ancak, endometriozise (çikolata kisti) bağlı adet ağrıları olan hanımlarda, bir süre sonra adet ağrıları yine eski düzeyine çıkabilir. Bu durumda, endometriozis hastalığının tanısı için laparoskopik muayeneye ihtiyaç duyulabilir.
Adet döneminde hamile kalınır mı?
Genel olarak yumurtlama zamanı, adetin birinci gününden itibaren 10-18 gün sonradır. Ancak, ender de olsa, daha erken yumurtlamalar olabilmektedir. Bu nedenle, henüz adet kanaması tam bitmemiş olsa da, cinsel ilişki gebelikle sonuçlanabilir. Örneğin, 8. gündeki bir ilişki, sperm 2 gün yaşayabildiğinden 10. gün olan bir yumurtlamada gebelik yaratabilir. Bu nedenle, etkin doğum kontrol metodlarının yerini takvim metodu alamaz.
6 Temmuz 2012 Cuma
Büyükse risk var
Daha büyük göğüslü kadınların meme kanserine yakalanma oranının daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Araştırmaya katılan kadınlara sütyen ölçüleri soruldu ve hepsinin DNA'sındaki nükleotid polimorfizem adı verilen milyonlarca küçük mutasyon incelendi. 7 genin meme ölçüsünü belirlemede doğrudan bağı olduğu, üç genin ise meme kanseriyle ilişkisi keşfedildi. Dr. Nicholas Eriksson araştırmanın meme ölçüsü ve kanseri arasındaki bağı ortaya koyan ilk önemli araştırma olduğunu belirtti.
2006 yılında da Harvard Üniversitesi tarafından menopoza girmemiş 90 bin kadın üzerinde benzer bir araştırma yapılmış ve büyük göğüs ile meme kanseri arasında bağlantı ortaya çıkmıştı.
16 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre memenin büyüklüğü ve genetik mutasyonun meme kanseri ile bağlantısı bulunuyor. Uzmanlar bunun sebebinin kadınlarda bulunan ve hem tümörün hem de memenin büyüklüğünü belirleyen seks hormonu östrojen seviyesi olabileceğini söylüyor.
Araştırmaya katılan kadınlara sütyen ölçüleri soruldu ve hepsinin DNA'sındaki nükleotid polimorfizem adı verilen milyonlarca küçük mutasyon incelendi. 7 genin meme ölçüsünü belirlemede doğrudan bağı olduğu, üç genin ise meme kanseriyle ilişkisi keşfedildi. Dr. Nicholas Eriksson araştırmanın meme ölçüsü ve kanseri arasındaki bağı ortaya koyan ilk önemli araştırma olduğunu belirtti.
BEDEN KİTLE ENDEKSİ VE ÖLÇÜ İNCELENDİ
2006 yılında da Harvard Üniversitesi tarafından menopoza girmemiş 90 bin kadın üzerinde benzer bir araştırma yapılmış ve büyük göğüs ile meme kanseri arasında bağlantı ortaya çıkmıştı.
Beden kitle endeksi 25 veya daha az olan ama sütyen ölçüsü D veya daha fazla olan kadınlarda, ölçüsü A olanlara göre daha fazla meme kanseri riski altında olduğu belirlendi.
Çok su içti öldü
İsveç'in Uppsala kentinde, bir saat içinde 6 litre su içen bir genç kız, beyninde meydana gelen şişmenin ardından zehirlenerek öldü.
Genç kızın hastaneye getirildiği sırada tedavisiyle ilgilenen Doktor Tomas Skommevik, genç kızın içtiği fazla suyun beyinde şişmeye ve zehirlenmeye neden olduğunu açıkladı.
Kilosu 60 ila 100 arasında olan sağlıklı kimselerin günde 2 ila 3,5 litre su içmeleri gerektiğini, çok terleme olması halinde bunun biraz daha artırılabileceğini kaydeden Doktor Skommevik, "Ancak birkaç saat içinde 5 litreden fazla su içmeyi kesinlikle tavsiye etmiyoruz" dedi.
İsmi açıklanmayan genç kızın, bir saat içinde büyük bir bardak ile 6 litre su içtiği, kısa sürede fenalaşması üzerine Uppsala Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldığı ancak kurtarılamayarak öldüğü bildirildi.
Genç kızın hastaneye getirildiği sırada tedavisiyle ilgilenen Doktor Tomas Skommevik, genç kızın içtiği fazla suyun beyinde şişmeye ve zehirlenmeye neden olduğunu açıkladı.
Kilosu 60 ila 100 arasında olan sağlıklı kimselerin günde 2 ila 3,5 litre su içmeleri gerektiğini, çok terleme olması halinde bunun biraz daha artırılabileceğini kaydeden Doktor Skommevik, "Ancak birkaç saat içinde 5 litreden fazla su içmeyi kesinlikle tavsiye etmiyoruz" dedi.
AŞIRI SU NASIL ZEHİRLİYOR?
Gerekenden daha fazla su tüketimi kişinin zehirlenmesine neden olabilir. Aşırı su vücutta; kandaki sodyum miktarının düşmesine (hiponatremi), hücrelerin aşırı su alarak şişmesine, ciddi fiziksel sorunlara, beyin ödemine ve ölümüne neden olabilmektedir.
| Aşırı su içmek zehirliyor |
5 Temmuz 2012 Perşembe
Bu haberi her kadının saklaması lazım
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gazi Yıldırım, dünyada her yıl 274 bin kadının, rahim ağzı kanseri dolayısıyla hayatını kaybettiğini belirterek, erken tanı için yıllık muayenenin aksatılmadan yapılması gerektiğini bildirdi.
Doç. Dr. Yıldırım, yaptığı açıklamada, meme, rahim ağzı, kolon, mide, akciğer ve yumurtalık kanserlerinin, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında bulunduğunu vurgulayarak, “Çoğu genital kanser, taranmamış kadınlarda gelişir. Üreme çağındaki kadınlarda, kitle veya kist, adet düzeninin bozulması, ara kanama, rahim ağzı, vajina ve vulvada büyüyen kitle, ülser, yara, ilişki sonrası kanama, aniden ortaya çıkan işeme ve dışkılama bozuklukları görüldüğünde kanserden şüphelenilmeli. Menopozdaki kadınlar ise vajina kanamaları ve anormal akıntı durumunda doktora başvurmalı” dedi.
HER YIL 762 KADININ ÖLÜM SEBEBİ
Dünyada her yıl 274 bin kadının rahim ağzı kanseri dolayısıyla hayatını kaybettiğini ifade eden Yıldırım, “Her yıl 493 bin kadına ise rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor. Türkiye'de her yıl rahim ağzı kanseri dolayısıyla beklenen ölüm sayısı 762. Her yıl beklenen olgu sayısı ise bin 364” diye konuştu.
BUNLAR KANSER BELİRTİSİ
Yıldırım, kanlı, sulu akıntı, ilişki sonrası lekelenme, ağrısız adet arası kanamalarının rahim ağzı kanseri belirtileri arasında olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Rahim ağzı kanserinde risk faktörleri arasında HPV, erken seksüel aktivite, çoklu partner, AIDS, cinsel temasla geçen hastalık öyküsü ve sigara kullanımı yer almakta. Yapılan araştırmalar, rahim ağzı kanserine yol açan HPV DNA'sının, rahim ağzı kanseri hücrelerinin yüzde 99.7'sinde saptandığını göstermektedir.”
PAP SMEAR RAHİM AĞZI KANSERİNİN TESPİTİ İÇİN ETKİLİDİR
Rahim ağzı kanserine yol açan virüs olan HPV'nin önlenmesi durumunda, kanserin ortadan kalkma olasılığı bulunduğunu anlatan Doç. Dr. Yıldırım, “Rahim ağzı kanserinin erken tanısı için yıllık muayene aksatılmadan yaptırılmalıdır. Pap smear ve kolposkopi gereklidir. Pap smear, rahim ağzı kanserinin tespiti için etkilidir. Cinsel aktivite başladıktan sonra taramaya başlanabilir. Sonrasında da yıllık taramalara devam edilmelidir” dedi.
Yıldırım, rahim ağzı kanserinden korunmak için öncelikle hastalığın nedeninin önlenmesi gerektiğini vurgulayarak, hastalığın gelişmesi durumunda ise erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğunu kaydetti.
TEK EŞLİLİK ÖNEMLİ
Rahim ağzı kanserinden korunmak için danışmanlık alınması gerektiğini belirten Yıldırım, “İlişkide prezervatif kullanılmalı, tek eşlilik tercih edilmelidir. Gerekli taramalar düzenli olarak gerçekleştirilmeli” diye konuştu.
Doç. Dr. Yıldırım, rahim kanserinin de en sık görülen genital kanserler arasında olduğunu ifade ederek, rahim kanserinin, genelde 60'lı yaşlardan sonra ortaya çıktığını, yine kadınlarda görülme sıklığı ön sıralarda olan yumurtalık kanserinin de genellikle ileri yaşlarda meydana geldiğini sözlerine ekledi.
Doç. Dr. Yıldırım, yaptığı açıklamada, meme, rahim ağzı, kolon, mide, akciğer ve yumurtalık kanserlerinin, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında bulunduğunu vurgulayarak, “Çoğu genital kanser, taranmamış kadınlarda gelişir. Üreme çağındaki kadınlarda, kitle veya kist, adet düzeninin bozulması, ara kanama, rahim ağzı, vajina ve vulvada büyüyen kitle, ülser, yara, ilişki sonrası kanama, aniden ortaya çıkan işeme ve dışkılama bozuklukları görüldüğünde kanserden şüphelenilmeli. Menopozdaki kadınlar ise vajina kanamaları ve anormal akıntı durumunda doktora başvurmalı” dedi.
HER YIL 762 KADININ ÖLÜM SEBEBİ
Dünyada her yıl 274 bin kadının rahim ağzı kanseri dolayısıyla hayatını kaybettiğini ifade eden Yıldırım, “Her yıl 493 bin kadına ise rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor. Türkiye'de her yıl rahim ağzı kanseri dolayısıyla beklenen ölüm sayısı 762. Her yıl beklenen olgu sayısı ise bin 364” diye konuştu.
BUNLAR KANSER BELİRTİSİ
Yıldırım, kanlı, sulu akıntı, ilişki sonrası lekelenme, ağrısız adet arası kanamalarının rahim ağzı kanseri belirtileri arasında olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Rahim ağzı kanserinde risk faktörleri arasında HPV, erken seksüel aktivite, çoklu partner, AIDS, cinsel temasla geçen hastalık öyküsü ve sigara kullanımı yer almakta. Yapılan araştırmalar, rahim ağzı kanserine yol açan HPV DNA'sının, rahim ağzı kanseri hücrelerinin yüzde 99.7'sinde saptandığını göstermektedir.”
PAP SMEAR RAHİM AĞZI KANSERİNİN TESPİTİ İÇİN ETKİLİDİR
Rahim ağzı kanserine yol açan virüs olan HPV'nin önlenmesi durumunda, kanserin ortadan kalkma olasılığı bulunduğunu anlatan Doç. Dr. Yıldırım, “Rahim ağzı kanserinin erken tanısı için yıllık muayene aksatılmadan yaptırılmalıdır. Pap smear ve kolposkopi gereklidir. Pap smear, rahim ağzı kanserinin tespiti için etkilidir. Cinsel aktivite başladıktan sonra taramaya başlanabilir. Sonrasında da yıllık taramalara devam edilmelidir” dedi.
Yıldırım, rahim ağzı kanserinden korunmak için öncelikle hastalığın nedeninin önlenmesi gerektiğini vurgulayarak, hastalığın gelişmesi durumunda ise erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğunu kaydetti.
TEK EŞLİLİK ÖNEMLİ
Rahim ağzı kanserinden korunmak için danışmanlık alınması gerektiğini belirten Yıldırım, “İlişkide prezervatif kullanılmalı, tek eşlilik tercih edilmelidir. Gerekli taramalar düzenli olarak gerçekleştirilmeli” diye konuştu.
Doç. Dr. Yıldırım, rahim kanserinin de en sık görülen genital kanserler arasında olduğunu ifade ederek, rahim kanserinin, genelde 60'lı yaşlardan sonra ortaya çıktığını, yine kadınlarda görülme sıklığı ön sıralarda olan yumurtalık kanserinin de genellikle ileri yaşlarda meydana geldiğini sözlerine ekledi.
Yaz aylarında muhteşem üçlü

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, yaz aylarındaki hamileliklerde su başta olmak üzere, ayran, süt ya da az şekerli limonata gibi içeceklerin su ihtiyacını karşılamak açısından önemli olduğunu belirterek, “Gebelerin, yaz aylarında sıvı tüketiminde, gazlı ve şekerli içeceklerden kaçınması doğru olur” dedi.
Prof. Dr. Buyru, yaptığı yazılı açıklamada, yaz aylarında sıcaktan en çok etkilenenlerin başında hamilelerin geldiğini ve yaz gebeliğinin diğer mevsimlerde yaşanan gebeliklere göre daha zor geçtiğini belirtti.
MUHTEŞEM ÜÇLÜ: SU AYRAN SÜT
Gebeleri yaz aylarında en çok susuzluğun etkilediğini aktaran Buyru, şunları kaydetti:
“Yaz aylarında, günler uzun ve sıcak. Sıcak hava ve susuzluk gibi durumlar, gebeleri etkileyebiliyor. Yaz aylarındaki gebelikte, su başta olmak üzere, ayran, süt ya da az şekerli limonata gibi içecekler su ihtiyacını karşılamak açısından çok önemli. Ayrıca, gebelerin, yaz aylarında sıvı tüketiminde, gazlı ve şekerli içeceklerden kaçınması doğru olur.”
"GEBELER SIK SIK AMA AZ YEMELİ"
Prof. Dr. Buyru, gebelerin şeker ve tansiyonunun düzenli seyretmesi için sık sık yemek yemesi gerektiğini vurgulayarak, “Hamilelerin çok uzun süre aç kalmaması, sık sık yemesi gerekiyor. Bu, hamilelerin tansiyon ve şekerinin düzenli seyretmesi açısından önemli. Uzun süren açlık dönemleri sonrasında, gebenin şekerinin düşmesi söz konusu olabilir. Daha küçük öğünlerle sık sık beslenme, dikkat edilmesi gereken bir konu” ifadelerini kullandı.
Yaz aylarında hamilelerin sıcaktan bitkin düşmemeleri için uykularına da her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gerektiğine işaret eden Buyru, şunları kaydetti:
“Uyku çok önemli. Uyku saatlerine dikkat etmek gerekiyor. Eğer anne adayı çalışmıyorsa öğlen saatlerinde 1-2 saatini uykuyla geçirebilir. Öte yandan, imkan varsa yaz aylarında yüzmek, gebeler açısından yapılabilecek en iyi egzersizlerden biridir. Fakat enfeksiyon kapmamak için ıslak mayo ile oturmamaları gerekiyor. Yazın dikkat edilecek konulardan biri de öğlen direkt güneş ışığının olduğu saatlerde dışarıda dolaşmamak ve bu saatleri istirahat ederek geçirmektir. Yaz aylarında çalışan hamileler, çalışmayanlara göre daha çok zorlanıyor. Hamileler, çok uzun süre oturarak çalışmamalı, saat başı kalkıp hareket etmeli ve sıvı tüketmeli. Ayrıca, öğlen saatlerini
MUHTEŞEM ÜÇLÜ: SU AYRAN SÜT
Gebeleri yaz aylarında en çok susuzluğun etkilediğini aktaran Buyru, şunları kaydetti:
“Yaz aylarında, günler uzun ve sıcak. Sıcak hava ve susuzluk gibi durumlar, gebeleri etkileyebiliyor. Yaz aylarındaki gebelikte, su başta olmak üzere, ayran, süt ya da az şekerli limonata gibi içecekler su ihtiyacını karşılamak açısından çok önemli. Ayrıca, gebelerin, yaz aylarında sıvı tüketiminde, gazlı ve şekerli içeceklerden kaçınması doğru olur.”
"GEBELER SIK SIK AMA AZ YEMELİ"
Prof. Dr. Buyru, gebelerin şeker ve tansiyonunun düzenli seyretmesi için sık sık yemek yemesi gerektiğini vurgulayarak, “Hamilelerin çok uzun süre aç kalmaması, sık sık yemesi gerekiyor. Bu, hamilelerin tansiyon ve şekerinin düzenli seyretmesi açısından önemli. Uzun süren açlık dönemleri sonrasında, gebenin şekerinin düşmesi söz konusu olabilir. Daha küçük öğünlerle sık sık beslenme, dikkat edilmesi gereken bir konu” ifadelerini kullandı.
Yaz aylarında hamilelerin sıcaktan bitkin düşmemeleri için uykularına da her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gerektiğine işaret eden Buyru, şunları kaydetti:
“Uyku çok önemli. Uyku saatlerine dikkat etmek gerekiyor. Eğer anne adayı çalışmıyorsa öğlen saatlerinde 1-2 saatini uykuyla geçirebilir. Öte yandan, imkan varsa yaz aylarında yüzmek, gebeler açısından yapılabilecek en iyi egzersizlerden biridir. Fakat enfeksiyon kapmamak için ıslak mayo ile oturmamaları gerekiyor. Yazın dikkat edilecek konulardan biri de öğlen direkt güneş ışığının olduğu saatlerde dışarıda dolaşmamak ve bu saatleri istirahat ederek geçirmektir. Yaz aylarında çalışan hamileler, çalışmayanlara göre daha çok zorlanıyor. Hamileler, çok uzun süre oturarak çalışmamalı, saat başı kalkıp hareket etmeli ve sıvı tüketmeli. Ayrıca, öğlen saatlerini
3 Temmuz 2012 Salı
Havuza girecekler dikkat!
Havuzlar, çok kişinin ortak kullandığı alanlar olduğundan pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor.
Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, insanların farklı salgılarıyla kirlenen ve uygun dezenfeksiyonu yapılmayan havuzların birçok enfeksiyonun bulaşmasına, ayrıca, havuz suyunun dezenfeksiyonu için kullanılan kimyasal maddelerin, suya karışan sabun, şampuan veya güneş yağı gibi maddelerin de önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi.
Havuzlar her ne klorlanmış olsalar da enfeksiyon etkenleri çeşitli olduğundan enfeksiyon riskinin tamamen ortadan kalkmadığının altını çizen Kılıç, "Su sirkülasyonu iyi sağlanmamış ve düzenli temizliği yapılmamış havuzlar tifo, hepatit A, ishale neden olan diğer enfeksiyonlar, mantardan idrar yolu enfeksiyonuna kadar birçok hastalığa neden olmaktadır. Havuza giren insanların hijyen kurallarına uymalı havuza girmeden önce mutlaka duş alınmalı, mümkünse ayaklar antiseptikli suyla temizlenmelidir. Kulakenfeksiyonlarını önlemek için kulak tıkaçları, göz enfeksiyonlarını önlemek için gözlük kullanılmalıdır. Deride çatlak, kesik ve sıyrıklar varsa, havuzdan çıktıktan sonra sabunlu su ile temizlenmelidir. Gözlerde konjonktivit dediğimiz kızarma, sulanma ve yanma ile seyreden göz iltihapları olabilir. Konjonktivit mikroplar dışında bizzat havuzun dezenfeksiyonunda kullanılan klor gibi kimyasal maddelere bağlı olarak da gelişebilir. Orta kulak iltihapları görülebilir ve iyi tedavi edilmediğinde kronikleşebilir.
Havuza atlamalar ciddi yaralanmalara neden olabileceği gibi sinüzit gelişme riskini arttırabilir. Başta mantar enfeksiyonları olmak üzere değişik deri enfeksiyonları görülebilir.Genital bölgenin ıslak ve nemli kalması, mantar enfeksiyonları gelişimi için hazırlayıcı bir faktördür. Bu nedenle ıslak mayoyla oturmak çok sık yapılan yanlışlardan biridir. Ayrıca kadın vajinal florasını bozarak normalde bulunan mantarları aktif hale getirerek çoğalmasına ve enfeksiyona neden olabilir. Özelikle ishal, idrar yoluenfeksiyonu, genital akıntısı olan kişilerin havuzları kullanmaları havuz enfeksiyonlarının yayılmasında çok önemli bir etkendir" dedi.
Kılıç, hem kendimizi korumak hem de başkalarına enfeksiyon bulaştırmamak için dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle sıraladı:
"Son bir hafta içinde ishal olduysanız havuza girmeyin.
Havuz suyunu yutmayın.
Çocukları sık tuvalete götürün.
Havuza girmeden önce ve sonra duş alın.
Eğer bir havuzdan mikrop kaptığınızı düşünüyorsanız işletmecilere haber verin.
Bazı havuzdan kapılan hastalıkların özellikle gebeler, çocuklar ve immün sistemi zayıf kişilerde çok ağır geçebileceğini unutmayın.
Ciltte sıyrığı, kesiği, mantarı ve diğer enfeksiyonları olan kişiler, göz-burun-kulak enfeksiyonu olan kişiler, ishal olan kişiler, bu durumları iyileşinceye ya da geçinceye kadar havuza girilmemelidir.
Lensle havuza girmek doğru değildir. Kontak lensle suya girmek, gözün iltihaplanma ihtimalini artırır.
Havuz suyunun temiz olduğundan emin olmak için şunlara dikkat etmeliyiz:
Temiz bir havuz suyunda havuzun dibi net görülmelidir.
Havuz kenarındaki taşlar yapışkan ve kaygan olmamalıdır.
İyi klorlanmış bir suyun az bir kokusu olur. Aşırı bir kimyasal kokusu sorun olabileceğini gösterir.
Su sıcaklığı 27 dereceyi geçmemeli. Hava ile su sıcaklığı doğru oranlı olmalı, arada fazla fark bulunmamalıdır.
Havuz pompaları ve filtre sistemleri çalışıyorsa ses yaparlar,bu sesi muhakkak duymanız gerekir.
Havuz PH ve klor seviyesi 2 günde bir kontrol edilmelidir (Normal PH=7.2-7.8 arasındadır)".
Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, insanların farklı salgılarıyla kirlenen ve uygun dezenfeksiyonu yapılmayan havuzların birçok enfeksiyonun bulaşmasına, ayrıca, havuz suyunun dezenfeksiyonu için kullanılan kimyasal maddelerin, suya karışan sabun, şampuan veya güneş yağı gibi maddelerin de önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi.
Havuzlar her ne klorlanmış olsalar da enfeksiyon etkenleri çeşitli olduğundan enfeksiyon riskinin tamamen ortadan kalkmadığının altını çizen Kılıç, "Su sirkülasyonu iyi sağlanmamış ve düzenli temizliği yapılmamış havuzlar tifo, hepatit A, ishale neden olan diğer enfeksiyonlar, mantardan idrar yolu enfeksiyonuna kadar birçok hastalığa neden olmaktadır. Havuza giren insanların hijyen kurallarına uymalı havuza girmeden önce mutlaka duş alınmalı, mümkünse ayaklar antiseptikli suyla temizlenmelidir. Kulakenfeksiyonlarını önlemek için kulak tıkaçları, göz enfeksiyonlarını önlemek için gözlük kullanılmalıdır. Deride çatlak, kesik ve sıyrıklar varsa, havuzdan çıktıktan sonra sabunlu su ile temizlenmelidir. Gözlerde konjonktivit dediğimiz kızarma, sulanma ve yanma ile seyreden göz iltihapları olabilir. Konjonktivit mikroplar dışında bizzat havuzun dezenfeksiyonunda kullanılan klor gibi kimyasal maddelere bağlı olarak da gelişebilir. Orta kulak iltihapları görülebilir ve iyi tedavi edilmediğinde kronikleşebilir.
Havuza atlamalar ciddi yaralanmalara neden olabileceği gibi sinüzit gelişme riskini arttırabilir. Başta mantar enfeksiyonları olmak üzere değişik deri enfeksiyonları görülebilir.Genital bölgenin ıslak ve nemli kalması, mantar enfeksiyonları gelişimi için hazırlayıcı bir faktördür. Bu nedenle ıslak mayoyla oturmak çok sık yapılan yanlışlardan biridir. Ayrıca kadın vajinal florasını bozarak normalde bulunan mantarları aktif hale getirerek çoğalmasına ve enfeksiyona neden olabilir. Özelikle ishal, idrar yoluenfeksiyonu, genital akıntısı olan kişilerin havuzları kullanmaları havuz enfeksiyonlarının yayılmasında çok önemli bir etkendir" dedi.
Kılıç, hem kendimizi korumak hem de başkalarına enfeksiyon bulaştırmamak için dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle sıraladı:
"Son bir hafta içinde ishal olduysanız havuza girmeyin.
Havuz suyunu yutmayın.
Çocukları sık tuvalete götürün.
Havuza girmeden önce ve sonra duş alın.
Eğer bir havuzdan mikrop kaptığınızı düşünüyorsanız işletmecilere haber verin.
Bazı havuzdan kapılan hastalıkların özellikle gebeler, çocuklar ve immün sistemi zayıf kişilerde çok ağır geçebileceğini unutmayın.
Ciltte sıyrığı, kesiği, mantarı ve diğer enfeksiyonları olan kişiler, göz-burun-kulak enfeksiyonu olan kişiler, ishal olan kişiler, bu durumları iyileşinceye ya da geçinceye kadar havuza girilmemelidir.
Lensle havuza girmek doğru değildir. Kontak lensle suya girmek, gözün iltihaplanma ihtimalini artırır.
Havuz suyunun temiz olduğundan emin olmak için şunlara dikkat etmeliyiz:
Temiz bir havuz suyunda havuzun dibi net görülmelidir.
Havuz kenarındaki taşlar yapışkan ve kaygan olmamalıdır.
İyi klorlanmış bir suyun az bir kokusu olur. Aşırı bir kimyasal kokusu sorun olabileceğini gösterir.
Su sıcaklığı 27 dereceyi geçmemeli. Hava ile su sıcaklığı doğru oranlı olmalı, arada fazla fark bulunmamalıdır.
Havuz pompaları ve filtre sistemleri çalışıyorsa ses yaparlar,bu sesi muhakkak duymanız gerekir.
Havuz PH ve klor seviyesi 2 günde bir kontrol edilmelidir (Normal PH=7.2-7.8 arasındadır)".
Her 8 saniyede 1 kurban
Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde görevli Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, 8 saniyede 1 kişinin sigaraya bağlı hastalıklardan dolayı öldüğünü söyledi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı'nca “Herkes İçin Sağlık” projesi kapsamında Adapazarı Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenlenen “Kalp Krizi Nedenleri ve Önleme Yöntemleri” konferansında konuşan Gündüz, sigaranın insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı.
"ÖNLENEBİLİR ÖLÜM NEDENİDİR"
Gündüz, sigara nedeniyle çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini ifade ederek, “Sigara önlenebilir ölüm nedenidir. Her sekiz saniyede bir kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Sigara içenlerin yarısı sigaraya bağlı hastalıklar sebebiyle erken yaşta ölüyor” dedi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı'nca “Herkes İçin Sağlık” projesi kapsamında Adapazarı Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenlenen “Kalp Krizi Nedenleri ve Önleme Yöntemleri” konferansında konuşan Gündüz, sigaranın insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı.
"ÖNLENEBİLİR ÖLÜM NEDENİDİR"Gündüz, sigara nedeniyle çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini ifade ederek, “Sigara önlenebilir ölüm nedenidir. Her sekiz saniyede bir kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Sigara içenlerin yarısı sigaraya bağlı hastalıklar sebebiyle erken yaşta ölüyor” dedi.
Beslenme alışkanlığının da hastalıklar üzerinde etkisi olduğuna işaret eden Gündüz, iyi ve dikkatli beslenilmesi durumunda hem kolesterol hem tansiyon hem de fazla kilo alımının engellenebileceğini söyledi.
18 Haziran 2012 Pazartesi
Renkli gözlüleri tehdit ediyor
Aşırı sıcakların gözde önemli sorunlar yarattığı, güneşte fazla kalma sonucu ultraviyolenin etkisiyle gözde alerji, iltihaplanma, tahriş ve katarakt riskini artırdığı, mavi ve yeşil gözlülerin ise sıcaklardan daha fazla etkilendiği bildirildi.
Erciyes Üniversitesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr. Kuddusi Erkılıç, aşırı sıcaklarda mutlaka gözlük kullanılmasını, şapka takılmasını ve mümkünse güneşin ultraviyole ışınlarının fazla olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamasını önerdi. Prof. Dr. Erkılıç, "Aşırı sıcaklar göz sağlığını, dolayısıyla görüşü önemli ölçüde etkiler. Toz ve polenlerde olduğu gibi gözde yanma, sulanma, iltihaplanma gibi olumsuzluklara yol açar. Yaz aylarında öncelikle eller sık sık yıkanmalı, kirli ellerle gözler ovuşturulmamalıdır. Havuz ve denizlerde uygunsuz kimyasal kullanımı, örneğin aşırı klor da gözlerde ciddi tahrişe yol açar. Hele hele denizin kirli olması, enfeksiyon riskini fazlasıyla artırır. Ayrıca, denizdeki su, güneşin etkisiyle güneş ışınlarını artırarak, ultraviyole etkisini fazlasıyla artırır" dedi.
AÇIK RENKLİ GÖZE SAHİP OLANLAR DAHA RİSKLİ
Göz uzmanı Prof.Dr. Erkılıç, mavi ve yeşil gibi açık renkli göze sahip olanların, gözlerindeki renk pigmentlerinin daha az olduğu için güneş ışınlarından daha çok etkilendiklerine dikkat çekerek şöyle konuştu:
”Açık renkli göze sahip olanlar, mutlaka güneş gözlüğü kullanmalıdır. Zira, mavi ve yeşil gibi gözlerde renk pigmendleri daha az olduğundan ultraviyole ışınlarından daha çok zarar görürler. Bu kişilerin güneş gözlüğü kullanmaması ve güneşte aşırı kalıp ultraviyole ışınları almaları halinde halk arasında sarı nokta denilen Makula hastalığı boy gösterir. İleri yaşlarda, görme bozukları giderek artar. Güneş ışınlarına fazlaca bakmak katarakt riskini artırır, gözde et büyümesine yol açar. Sıcak, ultraviyole ışınları, yazın gözler için en riskli durumdur.”
Erciyes Üniversitesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr. Kuddusi Erkılıç, aşırı sıcaklarda mutlaka gözlük kullanılmasını, şapka takılmasını ve mümkünse güneşin ultraviyole ışınlarının fazla olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamasını önerdi. Prof. Dr. Erkılıç, "Aşırı sıcaklar göz sağlığını, dolayısıyla görüşü önemli ölçüde etkiler. Toz ve polenlerde olduğu gibi gözde yanma, sulanma, iltihaplanma gibi olumsuzluklara yol açar. Yaz aylarında öncelikle eller sık sık yıkanmalı, kirli ellerle gözler ovuşturulmamalıdır. Havuz ve denizlerde uygunsuz kimyasal kullanımı, örneğin aşırı klor da gözlerde ciddi tahrişe yol açar. Hele hele denizin kirli olması, enfeksiyon riskini fazlasıyla artırır. Ayrıca, denizdeki su, güneşin etkisiyle güneş ışınlarını artırarak, ultraviyole etkisini fazlasıyla artırır" dedi.
AÇIK RENKLİ GÖZE SAHİP OLANLAR DAHA RİSKLİ
Göz uzmanı Prof.Dr. Erkılıç, mavi ve yeşil gibi açık renkli göze sahip olanların, gözlerindeki renk pigmentlerinin daha az olduğu için güneş ışınlarından daha çok etkilendiklerine dikkat çekerek şöyle konuştu:
”Açık renkli göze sahip olanlar, mutlaka güneş gözlüğü kullanmalıdır. Zira, mavi ve yeşil gibi gözlerde renk pigmendleri daha az olduğundan ultraviyole ışınlarından daha çok zarar görürler. Bu kişilerin güneş gözlüğü kullanmaması ve güneşte aşırı kalıp ultraviyole ışınları almaları halinde halk arasında sarı nokta denilen Makula hastalığı boy gösterir. İleri yaşlarda, görme bozukları giderek artar. Güneş ışınlarına fazlaca bakmak katarakt riskini artırır, gözde et büyümesine yol açar. Sıcak, ultraviyole ışınları, yazın gözler için en riskli durumdur.”
1 kiloda 1 tanesi zehirleyebilir
Doğadan mantar toplayıp yeme alışkanlığının yaygın olduğu ülkemizde her yıl çok sayıda kişi mantar zehirlenmesi nedeni ile hayatını kaybediyor.
Ormanlarda yetişen yüzlerce tür mantarın içinde yenilebilir olanların yanı sıra zehirli türlere de oldukça sık rastlanıyor. Ancak zehirli mantarı diğerlerinden ayırt etmek neredeyse imkansız. Memorial Şişli Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’nden Uz. Dr. İlhan Ocak, mantar zehirlenmeleri ve uygulanacak ilk müdahale hakkında önemli bilgiler verdi.
1 KİLO YENEBİLİR MANTAR ARASINDAN 1 TANESİ BİLE SİZİ ZEHİRLEMEYE YETEBİLİR
Kültür mantarları dışındaki yabani mantarlar, içeriğindeki toksinler nedeniyle zehirli olabiliyor. Mantarın renk, boyut gibi özelliklerinden zehirli olup olmadığı anlaşılamıyor. Halk arasında yaygın olarak bilinen, “Piştikten sonra çatal batırdığında rengi gümüş oluyorsa zehirlidir” tanımı da maalesef doğru değil. Tecrübeli insanlar bile zehirli mantarı ayırt edemiyor. Yenebilir mantarlar arasına karışan bir tek zehirli mantar bile çok acı sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle bu tür mantarlar her ne şekilde olursa olsun tüketilmemelidir.
BELİRTİLER 12 SAAT İÇİNDE KENDİNİ GÖSTERİR
Nemli ortamlarda, ağaç kenarlarında yetişen yabani mantarlar yendikten sonra hiçbir belirti vermeyebilir. Bu süre 6 saatten 12 saate kadar uzayabilir. Bu süre sonunda bulantı, kusma, baş ağrısı, halsizlik gibi basit şikayetler görülür. Bu şikayetler mantar yiyen bir kişi için uyarıcı olmalı ve kişi en kısa sürede bir sağlık merkezine başvurmalıdır. Bu süreç kişiyi 3-4 gün içinde böbrek yetmezliğine, karaciğer yetmezliğine hatta ölüme kadar götürebilir. Bu nedenle bu süre çok önemli. İlk belirtilerle hastaneye başvuran kişiye “pheresis” denilen kan değişim programı uygulanır. Kişinin kanının belli bir oranı makinanın içinden geçirilir. Filtrede hücreli kısımlar, alyuvar ve akyuvarlar ayrılır ve tekrar hastaya verilir. Hücresiz kısım ise atılıp hastaya yeni kan verilir. Hastanın klinik durumuna göre günde 1 ya da 2 kez bu işlem uygulanır. Buna rağmen belirtiler ortadan kalkmıyorsa acilen nakil sürecine geçilir.
BU ÖNLEMLER HAYAT KURTARIR!
- Kültür mantarı dışında, ormanlarda yetişen yabani mantarları tüketmeyin.
- Öncelikle mantar yediğinizi kesinlikle unutmayın. Olası bir zehirlenme durumunda yaşayacağınız basit belirtilerin başka hastalıklarla karıştırılmaması için mantar yediğinizi doktorunuza söylemeniz gerekmektedir.
- Bulantı, kusma, baş dönmesi gibi hafif belirtiler görüldüğünde en yakındaki donanımlı, canlıdan canlıya organ nakli yapabilen bir sağlık kurumuna başvurun. Çünkü, bu belirtiler görüldükten sonra hastanın yaklaşık 5 günü olduğu düşünülürse hastanın hastaneler arası transferi de zaman kaybı olacaktır.
- Hastaneye iyi bir analiz vermeniz gerekmektedir. Mantarı ne zaman yediğiniz, belirtilerin tam olarak ne zaman başladığı tedavinin yönü açısından oldukça önemlidir.
1 KİLO YENEBİLİR MANTAR ARASINDAN 1 TANESİ BİLE SİZİ ZEHİRLEMEYE YETEBİLİR
Kültür mantarları dışındaki yabani mantarlar, içeriğindeki toksinler nedeniyle zehirli olabiliyor. Mantarın renk, boyut gibi özelliklerinden zehirli olup olmadığı anlaşılamıyor. Halk arasında yaygın olarak bilinen, “Piştikten sonra çatal batırdığında rengi gümüş oluyorsa zehirlidir” tanımı da maalesef doğru değil. Tecrübeli insanlar bile zehirli mantarı ayırt edemiyor. Yenebilir mantarlar arasına karışan bir tek zehirli mantar bile çok acı sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle bu tür mantarlar her ne şekilde olursa olsun tüketilmemelidir.
BELİRTİLER 12 SAAT İÇİNDE KENDİNİ GÖSTERİR
Nemli ortamlarda, ağaç kenarlarında yetişen yabani mantarlar yendikten sonra hiçbir belirti vermeyebilir. Bu süre 6 saatten 12 saate kadar uzayabilir. Bu süre sonunda bulantı, kusma, baş ağrısı, halsizlik gibi basit şikayetler görülür. Bu şikayetler mantar yiyen bir kişi için uyarıcı olmalı ve kişi en kısa sürede bir sağlık merkezine başvurmalıdır. Bu süreç kişiyi 3-4 gün içinde böbrek yetmezliğine, karaciğer yetmezliğine hatta ölüme kadar götürebilir. Bu nedenle bu süre çok önemli. İlk belirtilerle hastaneye başvuran kişiye “pheresis” denilen kan değişim programı uygulanır. Kişinin kanının belli bir oranı makinanın içinden geçirilir. Filtrede hücreli kısımlar, alyuvar ve akyuvarlar ayrılır ve tekrar hastaya verilir. Hücresiz kısım ise atılıp hastaya yeni kan verilir. Hastanın klinik durumuna göre günde 1 ya da 2 kez bu işlem uygulanır. Buna rağmen belirtiler ortadan kalkmıyorsa acilen nakil sürecine geçilir.
BU ÖNLEMLER HAYAT KURTARIR!
- Kültür mantarı dışında, ormanlarda yetişen yabani mantarları tüketmeyin.
- Öncelikle mantar yediğinizi kesinlikle unutmayın. Olası bir zehirlenme durumunda yaşayacağınız basit belirtilerin başka hastalıklarla karıştırılmaması için mantar yediğinizi doktorunuza söylemeniz gerekmektedir.
- Bulantı, kusma, baş dönmesi gibi hafif belirtiler görüldüğünde en yakındaki donanımlı, canlıdan canlıya organ nakli yapabilen bir sağlık kurumuna başvurun. Çünkü, bu belirtiler görüldükten sonra hastanın yaklaşık 5 günü olduğu düşünülürse hastanın hastaneler arası transferi de zaman kaybı olacaktır.
- Hastaneye iyi bir analiz vermeniz gerekmektedir. Mantarı ne zaman yediğiniz, belirtilerin tam olarak ne zaman başladığı tedavinin yönü açısından oldukça önemlidir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









